Jean Jacques Rousseau Felsefesi

Rousseau’nun yapıtlarında bulunan karmaşıklık onun; doğal hukuk teorisyeni, doğal hakları inkâr eden biri, aydınlanmacı, aydınlanma ilkelerini yıkan biri, demokrasinin inançlı ve güçlü savunucusu, demokrasiyi ayaklar altına alıp ezen biri, burjuva liberal devriminin hazırlayıcısı, öte yandan böyle bir devrimin olumsuzluklarına çok önceden işaret eden, hatta reformculuğu bile benimseyen birisiymiş gibi birbiriyle çelişen ve çatışan çok zıt düşüncelerle yorumlanmasına ve adının anılmasına sebep olmuştur. Bu sebepledir ki Jean Jacques Rousseau anlaşılması ve çözülmesi güç bir düşünür olmuştur. Kendisini her daim avam kısmından birisi olarak görmüş ve halktan kişiler arasında daha rahat etmiştir. Romantizmden etkilenmiş ve eserlerinde de Romantizmin etkileri görülmüştür.

Jean Jacques Rousseau, dosdoğru bir siyasal toplumun temellerini ortaya koyabilmek için olgu denen şeyin bir kenara bırakılması gerektiğini savunur. Çünkü ona göre salt, homojen olgulardan hareket edildiği zaman, çıkarlar, yararlar ve faydalar ön plana çıkarılmakta ve böylece adalet, hukuk kavramları ayaklar altına alınıp ezilmektedir. Jean Jacques Rousseau, güçlünün koşulsuz haklı kabul edildiği, siyasal toplumun kökenine salt olguları yerleştiren, olgusal verileri ve teorileri eleştiri yağmuruna tutmaktadır. Vatandaşı, ortak benliği, halk kısmını, devleti yaratan bir “toplum sözleşmesini” ve bu sözleşmeye, toplumda bulunan her bireyin, insanın dahil olması gerektiğini savunur. Halk olma bilincinin temelinde egemenliğin var olması gerektiğini kesinkez düşünür. Yine Jean Jacques Rousseau yasaların olmadığı bir yerde herhangi devletten söz edilemeyeceğini savunmuştur. Ayrıca yasaların, halkın tamamı için geçerli olması gerektiğini düşünmekte ve bunu şiddetle savunmaktadır.

 

Halk-Yönetici kavramları arasında ters orantı bulunduğunu, halk sayısı arttıkça, yönetici sayısının azalmasının lazım geldiğini savunan J.J. Rousseau, “demokrasi, aristokrasi, monarşi” şeklinde belirttiği tasnifi benimsemiştir. J.J. Rousseau’ya göre demokrasi yönetim biçimindeki hükümette yönetici denen elit kesim, halkın tamamını ya da büyük bir kısmını oluşturur. Aristokrasi ise küçük bir azınlığın yönetimidir. Monarşik yönetim şeklinde ise tüm yetkiler tek bir kişinin elindedir.

 

Rousseau’ya göre vatandaşlar olmadan erdem (fazilet), erdem olmadan hürriyet, hürriyet yani özgürlük olmadan devlet olamaz. Rousseau; devletin yöneticilere değil, halka ait olduğu görüşünü savunuş ve ulus-devlet anlayışını benimsemiştir.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın