Kolloidal Gümüş Suyu Nedir ?

 Kolloidal Gümüş Suyu Nedir?  Koloidler her hangi bir maddenin en küçük biyolojik formudur. O kadar küçüktürler ki, vücutta, kolaylıkla her türlü zarı geçerek sindirim sürecinden atlayıp, absorbe edilirler. Kolloidal gümüş, buhar damıtımlı su içinde bekletilmiş, 1930’ların ortalarına dek Amerika’da yaygın bir ilaç olarak kullanılmış, görünemeyecek kadar küçük gümüş parçacıklarıdır. 1920 ve 30 yılları arasında, enfeksiyonlarla savaşan oldukça pahalı bir antibiyotik tedavisi olarak kullanılmıştır.  Çok daha ucuz bir antibiyotik olan penisilin devreye girmesi, bir çok başka antibiyotiğin üretilmesine vesile olmuştur.

Kollodial Gümüş Çeşitleri

1) Elektro-Kolodial Gümüş: Bu ürünün ilk tipi, genellikle “elektro-kolodial gümüş” olarak adlandırılan klasik, orijinal türdür. Bu ürün, ya deiyonize su içinde, “elektro-ark” yöntemi, ya da, damıtılmış, saf su içinde, “alçak gerilim elektroliz” yöntemi ile üretilir. Genellikle 3-5 ppm (milyonda bir birim), bazen de 100 ppm gibi yüksek konsantrasyonlarda bulunmaktadır.

 

2) Hafif Gümüş Protein: İkinci tipin adı “hafif gümüş protein”dir. Bu ürün, gümüşün mikroskobik partiküllerini protein molekülüne kimyasal olarak bağlar. 20-40 ppm arasında bulunur.

3) Gümüş Tozu: Üçüncü tip, “gümüş tozu” olarak adlandırılır. Bu ürün kimyasal ya da elektro-kimyasal olarak, genellikle suda Çözünebilir formda üretilirler. Konsantrasyonları, 50-500 ppm arasında değişiklik gösterir.

 

4) Gümüş Pudrası: Dördüncüsü, bazen, “gümüş pudrası” olarak da adlandırıllır. Ruslar tarafından geliştirilmiş ve, eski fotoğraf flaş ampulü gibi; saf gümüş bir telin, hızla yüksek voltajlı elektrik boşalımıyla parçalanmasından imal edilir. Konsantrasyonları, 100-500 ppm arasındadır.

Böbreklerimize zarar veren 10 alışkanlığı maddeler halinde sıralayalım. Tabi ki bu zararlı alışkanlıklardan uzak durmamız halinde böbrek sağlığımızı koruyacak ve daha sağlıklı ve rahat çalışan bir böbrek sistemine sahip olacağız ki bunun önemi yadsınamaz.
Çünkü böbreklerimiz kanda bulunan zararlı maddeleri süzer, kandaki asit ve baz dengesini sağlar, su elektrolit düzeyini ayarlar ve zararlı maddeleri su ile seyrelterek boşaltılması görevini üstlenirler.
Böbrek ve dolaylı olarak idrar yolu hastalıkları; böbreklerin önemi yüzünden son derece ciddiye alınması gereken rahatsızlıklardır.

1: Su Eksikliği :

Tahmin edeceğiniz üzere böbrek için hayati mineral sudur. Mümkün olduğunca bol su tüketmeliyiz. Böbreklerin temizleme işlemi su ile yapılır ve suyun az olduğu durumda toksinler birikebilmektedir. Yetersiz su böbrek fonksiyonlarını etkileyebilmektedir.

2: Aşırı Rafine Tuz Kullanımı :

Tuz kan basıncını yükseltme özelliğine sahiptir. Kan basıncı yükselerek böbreklere basıncı arttırmaktadır. Bu da böbrek sağlığı için olumsuz etkilere sahiptir. Bu yüzden yemeklere ek olarak rafine tuz kullanımını azaltmalıyız. Zaten ekmek ve diğer ek gıdaları tüketerek tuz ihtiyacını karşılıyoruz ve ek olarak yemeğe tuz eklediğimizde zarar görebiliriz.

3: İdrar Atımı :

İdrar atımı da böbrek sağlığı için dikkat etmemiz gereken unsurlardandır. Bu konuda yapmamız gerekenler idrarımızı uzun süre tutmamak ve idrarımızı tam olarak dışarı atmaktadır. Bunlara dikkat etmeliyiz.

4: Aşırı Şeker :

Aşırı şeker kullanımı da rafine tuz kullanımı gibi böbrekte basıncı arttırarak böbreğe zarar verebilmektedir.

5: Aşırı Hayvansal Protein Tüketimi :

Aşırı hayvansal protein tüketimi böbrekler üzerinde metabolik yükün artmasına sebep olmaktadır. Özellikle kırmızı et tüketimini belirli bir düzen dahilinde tüketmeli, kırmızı et tüketirken yanında mutlaka yeşil sebzeleri de tüketmeliyiz.

6: Vitamin ve Mineral Eksikliği :

Vitamin ve mineralleri günlük almamız gerekir. Özellikle vitamin B6 ve magnezyumu böbrek sağlığımız için günlük dozu almamız gerekmektedir. Magnezyum içerikli gıdaları tüketmeliyiz. Özellikle badem ve kaju gibi kuruyemişlerin 100 gramı günlük ihtiyacın %70 ini karşılamaktadır.

7: Uyku Eksikliği :

Uyku eksikliği böbrek hastalığı ve vücut üzerinde bir çok olumsuz etkilere sebep olabilmektedir. Böbreklerimiz uyku esnasında kendini onarma aşamasına geçmektedir. Yetersiz uyku da bu sürenin kısalması demek ve böbreklerin kendisini tam olarak onarmamasına sebep olmaktadır. Zira böbreklerimiz özellikle yaz aylarında hızla çalışmakta geceleri uyku esnasında dinlenmektedir.

8: Aşırı Kafein :

Aşırı kafein de tuz ve şeker gibi kan basıncını yükseltmekte ve böbrek hasarlarına sebep olabilmektedir. Kafein tüketimi düzenli olması gerekmekte ve aşırı tüketiminden uzak durulması gerekmektedir.

9: Ağrı Kesiciler ve Bazı İlaçlar :

Günlük hayatta en ufak bir baş ağrısında dahi ülkemizde hemen ağrı kesici içilmektedir. Bu çok yanlış bir alışkanlıktır. Baş ağrısı dayanılmaz hale geldiğinde ilaç tüketilebilir. Ufak baş ağrılarında kesinlikle hemen ağrı kesici alımında uzak durulmalıdır. İlaçları mutlaka doktor tavsiyesi ile tüketmeli, gereksiz ilaç tüketmemeliyiz. İlaçlar böbreklerimizin en büyük düşmanıdır.

10: Alkol Tüketimi :

Alkol tüketimi hem böbrek hem de karaciğer sağlığı açısından önemlidir. Alkol böbreklere ve karaciğerlere zarar vermektedir.

Tüm bu maddelerle birlikte en önemlisi mutlaka bolca su tüketmektir. Suda kalori bulunmadığı için bolca tüketilmesinin bir zararı yoktur. Böbrek sağlığımızı düşünüyorsak hangi yaşta olursak olalım bolca su tüketmeliyiz .Ayrıca bu maddeler genç yaşlarda sorunları belirgin olmasa da birikir ve yaşlanma evresinde etkilerini ortaya çıkarabilmektedir.

Otomatik alternatif metin yok.

HİÇ KİMSENİN YEMEMESİ GEREKEN 6 YİYECEK!

Herkes genetik olarak özeldir ve beslenme şekli de bireysel özelliklerine göre olmalıdır. Ancak bazı yiyecekler herkes için zararlıdır ve herkesin uzak durması gerekir. İşte ciddi sağlık sorunlarına, kronik hastalıklara neden olarak erken ölüme yol açabilecek 6 yiyecek:
1- Trans yağlar
Yaygın olarak nelerde bulunur:
– Paketlenmiş yiyecekler özellikle cips, kekler, kurabiyeler, pastalar
– Margarin
– Pasta kreması ve süslemeleri
– Kızartmalar, fast food
– Mikrodalga fırında yapılan mısır patlakları
2- GDO’lu yiyecekler
Yaygın olarak nelerde bulunur:
– Çoğu işlenmiş yiyecek
– Kahvaltı gevrekleri, şekerlemeler
– Tavuk
– Çikolata
– Enerji barları
– Hazır bebek mamaları
– Margarin
– Mayonez
– Protein tozları
– Hazır çorba ve soslar
– Unlu mamuller
– Asya mutfağı
– Yer fıstığı yağı
3- Yüksek früktozlu mısır şurubu (NBŞ)
Yaygın olarak nelerde bulunur:
– Meşrubat
– Salata sosları
– Ekmekler, çok tahıllı ekmekler, kekler
– Kahvaltı gevrekleri
– İşlenmiş atıştırmalıklar
– Şekerlemeler
– Meyve suları, meyveli içecekler
– Hazır yoğurt
– Ketçap
4- Yapay tatlandırıcılar
Yaygın olarak nelerde bulunur:
– Diyet gazlı içecekler
– Protein içecekleri ve tozları
– Çiklet
– Reçel, jöle, pasta, çörek, dondurma
– Şekerleme, şerbet
– Kahvaltı gevrekleri
– “Şekersiz” ürünler
5- Şeker
Yaygın olarak nelerde bulunur:
– Gazlı içecekler
– Meyve suları
– Makarna sosları
– Kahvaltı gevrekleri
– Ekmekler
– Unlu mamuller
– Bira
– Kek, kurabiye, şekerleme
– Ketçap
– Şuruplar
– Neredeyse tüm işlenmiş gıdalar
6- MSG (Monosodyum glutamat)
Yaygın olarak nelerde bulunur:
– Çin ve Asya yemekleri
– Tavuk ve sosis ürünleri
– Dipler (hazır batırma sosu)
– Aromalı atıştırmalık cipsler
– Parmesan peynirli ürünler
– Salata sosları
– Soya sosu
– Konserve yiyecekler (teneke)
Dr. Brad Cutler

Görüntünün olası içeriği: yazı

Kaliteli Bir Ürün Nasıl Olmalı?

 

Koloid, süspansiyonda var olan parçacıklar anlamına gelir, yani kolodial gümüş ise, su içinde var olan nano gümüş parçacıklar demektir. Kolodial gümüş olduğunu iddia eden bir çok ürün, gümüş içermez; onun yerine, gümüş iyonlardan oluşmuş solüsyonlardır, gerçek kolodial gümüş değildir. İyonize gümüş, gerçek gümüş partikülleri taşıyan kolodial gümüş gibi insan vücudunda hayatta kalamaz.

 

Yüksek kalite kolodial gümüş, saf su ve %99.999 farmasötikal sınıf gümüşten oluşur. Uygun emilim ve özümsemeyi sağlayabilmek için, gümüş parçacıklarının çapı bir (1) mikrondan daha az olması gerekmektedir.

 

“İyi” bir kolodial gümüş ürünü yapabilmekteki kritik faktörler, parçacık boyutu, saflık, konsantrasyon ve maliyettir. Resmi anlamda ilk üçünü tamamlamak, laboratuar analizlerine bağlıdır. Parçacık boyutunu belirlemenin en iyi yolu, elektron mikroskobu fotoğrafıdır. Saflık için kütle spektroskopisi veya x ışını difraksiyon analizi gerekir. Konsantrasyonu belirlemek için ise, total çözülmüş katının kimyasal analizi gerekmektedir.

Kolodial gümüş dağıtıcıları, ürünü temin ettikleri şirketten analiz sertifikası almalıdırlar. Bu analiz  sertifikası; saflık, mikrobiyoloji testi, gümüş partikül boyutu, konsantrasyon (ppm), pH ve renk gibi kimyasal stabilizatörler kullanımı bilgilerini içermelidir.

 

Düzenli olarak kullanımda, konsantrasyon, 5-20 ppm gümüş olmalıdır. Yüksek konsantrasyonlu kollodial gümüş ürünleri, sürekli kullanım için risk oluşturabilir ve sadece doktor kontrolünde alınmalıdır.

 

Kollodial Gümüş Tedavisini Savunanların Görüşleri

 

Gümüş bilinen en evrensel antibiyotik madde olarak nitelendirilmektedir. Bu da, bakteri, mantar ve  virüsleri öldürdüğü anlamına gelir. Tıp aleminde antiseptik olarak kullanılmaktadır. Yara bölgelerini haricen temizlemek için kullanılmıştır. Yara pansumanlarında artan oranda kullanılmaktadır, çünkü, metisiline dirençli Staphylococcus aurea (MRSA) gibi yüksek dirençli mikroplara karşı oldukça etkili olduğu görülmüştür. Jim Powell’ın, “ Science Digest” da yayınlanan bir makalesine göre, “Bir antibiyotik belki 7 farklı hastalık organizmasını öldürebilir ama gümüş, 650 farklı organizmayı öldürebilir. Dirençli gruplar, gelişme gösteremezler.”

 

Bakteri, virüs ve mantarların içindeki oksijeni metabolize eden enzimi devre dışı bırakmak suretiyle çalışmaktadır. Bu zehirli hücreler oksijensiz kaldığında, boğulup, ölürler. Kolloidal gümüşün, sağlıklı hücrelere dokunmayarak, sadece patojenik hücrelere etki ettiği görülmüştür. Laboratuar çalışmaları, gümüşün negatif yüklü DNA’ya bağlanarak üremeyi engellediği böylece bakteri, virüs ve mantarların çoğalmasına engel olduğunu göstermiştir. Dr. Alfred Searle, “Use of Colloids in Health and Disease” adlı kitabında, patojenlerin oksijen kaynağını devre dışı bıraktıktan sonra, kolloidal gümüşün kendi bağışıklık sistemini yarattığını söylemiştir.

 

1909 yılında, Journal of the American Medical Association, kolloidal gümüşün aslında bağışıklık hücrelerinin fagositik indeksini yükseltebileceğine işaret eden ilk tıp dergisi oldu. Gümüş, bir çok virüsün de dahil olduğu 650 den fazla farklı hastalığa sebep olan patojenlere karşı etkilidir.

 

Bir bakteri ya da tek hücreli patojene yaklaşan kolloidal gümüş suyu, onun oksijen metabolizma enzimini (kimyasal akciğerini) etkisizleştiriyor ve patojen 6 dakika içinde boğuluyordu. Dr. Henry Crooks (Use of Colloids in Health-Disease), kolodial durum içinde bulunan gümüşün yüksek derecede antiseptik, insanlara son derece zararsız ve kesinlikle zehirsiz olduğunu bulmuştu. Gümüş ile ilgili bakteriolojik deneyimleri sayesinde, “6 dakika içinde laboratuar deneyinde ölmeyecek mikrop tanımıyorum.” Demiştir. Tüm mantar, virüs, bakteri, streptokokos, stafilokokos ve diğer patojenik organizmalar 3 ya da 4 dakika içinde ölüyorlardı. Aslında, milyon başına 5 bölüm gibi az bir seyreltide, kolodial gümüş tarafından öldürülemeyecek bir mikrop yoktur.

 

Gümüş suyunun savunucuları, gümüş içeren bir solusyonun içildiğinde, koloid içerisindeki gümüş iyonları arasında elektromanyetik bir çekim oluştuğuna ve hücrelerin öldüğüne inanmaktadırlar. Bu çekim, hasarlı hücrelerin vücuttan atılmasına neden olur böylece bağışıklık sistem işlevi desteklenir ve gelişir.

 

Savunucularına göre kolloidal gümüş kullanmak, ikinci bir bağışıklık sistemine sahip olmak gibidir. Vücudun kendi doğal bağışıklık sisteminin yükünü azaltır ve vücut boyunca bulunan zararlı mikropları öldürür. Vücutta doğal olarak bulunan ortalama miktardaki mikrop, virüs ve mantar aktivitesine bağlı toksisiteyi azaltır. Gümüşün, küçük bağırsaktaki yüksek emilimi yüzünden, büyük bağırsaktaki iyi bakterilerin etkilenmediği testler tarafından kanıtlanmıştır. Bu ikinci bağışıklık sistemi, esas sistemle paralel ve ondan bağımsız çalışır, bu da grip ya da herhangi bir mikrop ile savaşmakta büyük bir avantajdır.

 

University of Texas’da yapılan bir çalışma, gümüş nano parçacıklarının HIV-1 virüslerine bağlandığını ve onları, hücrelere eklenerek çoğalmaktan alıkoyduğunu bulmuştur.

 

Dr. R. Becker, çalışmalarında düşük gümüş düzeyleri ile hastalık arasındaki bağlantıları not etmiştir: Düşük gümüş düzeylerine sahip olanlar,  daha sık grip, nezle, soğuk algınlığı gibi hastalıklara yakalanmaktaydı. Ona göre, bağışıklık sisteminin yetersiz çalışmasının sebebi gümüş eksikliğiydi ve bakteri-virüslerin yok edilmesinde gümüş kritik bir önem arzetmekteydi. Becker’in deneyleri, gümüşün geniş bir bakteri yelpazesinde, her hangi bir yan etkisi olmadan ve diğer vücut hücrelerine herhangi bir zarar vermeden çalıştığı sonucuna varıyordu.

 

Yine Becker, gümüş iyonların varlığında, kanser hücreleri, vücudun hangi bölgesinde olursa olsun, normal hücrelere dönüştüğü sonucuna varmıştı. “Body Electric and Cross Currents” adlı kitabında detaylandırdığı üzere Dr. Becker, gümüşün kanser hücrelerini normal hücrelere çevirme ya da değiştirme yeteneğine sahip olduğunu belirtmiştir. Gümüş iyonların dokuları iyileştirdiğini, kanserli ve diğer anormal hücreleri yok ettiğini düşünüyordu.  Ayrıca, gümüşün, vücudun iyileşme ve büyüme sürecini arttırma ve hızlandırma gibi bir becerisi olduğunu, ve insan bedeninin elektrik sistemi üzerinde yararlı etkilere sahip olduğunu ifade etmiştir. İsveç’deki Karolinska Institute’sünden Dr. Bjorn Nordstrom, uzun yıllar boyunca kanser tedavisi metotlarında gümüşü kullanmıştır. Kayıtları arasında, diğer doktorların terminal safha olarak nitelendirdikleri bir çok kanser hastasını iyileştirdiği iddiaları yer almaktadır.

 

Karşı Görüşün Düşünceleri

 

Gümüş esansiyal bir mineral değildir ve vücutta fizyolojik bir fonksiyona  sebep olmaz. İn vitro çalışmalar anti-tümör etkiler gösterse de, oral kollodial gümüş kullanımını destekleyecek hiç bir insan klinik veri yoktur. (Memorial Sloan-Kettering Cancer Center)

 

Görüldüğü üzere, kollodiyal gümüş, metal gümüşün likit süspansiyonudur. Bir çok şirket tarafından, antibiyotik ve anti-kanser ajanı gibi farklı kullanımlar için pazarlanmaktadır. Kanser tedavisinde yararlı olduğu ile ilgili güvenilir bir insan kanıtı bulunmamaktadır. (Complementary Cancer Therapies Dan Labriola ND)

 

Kollodial gümüşün, üreticilerinin iddialarına rağmen etkin ve güvenli olduğu kabul edilmemektedir. Ne kadar miktardaki kollodial gümüşün zararlı olabileceği kesin değildir, ama yıllar ve aylar içinde, vücut dokuları içinde birikebilir. Nadir de olsa, kolladiyal gümüşün aşırı dozları, böbrek hasarı ve  nöbet gibi nörolojik sorunların da dahil olduğu geri dönüşü olmayan ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. (Dr.Brent A. Bauer-Mayo Clinic)

 

İnsan vücudunda gümüş, bilinen hiçbir fizyolojik süreçte kullanılmaz. Her hangi bir formdaki gümüş; cıva, kurşun ve arsenik gibi biyo-birikimli toksik bir metaldir. Antibiyotik özelliği, bir non-selektif toksik “biyosid” olmasında yatar. (Jonathan Campbell, Health Consultant)

Vücutta, gümüş “eksikliği”; ve bu eksikliğin hastalıklara yol açacağına dair iddialar asılsızdır. Laboratuar çalışmaları, takviyelerin içerisindeki gümüş miktarlarının büyük ölçüde değişiklik göstermesi yüzünden, tüketici için risk oluşturabileceğini göstermiştir. (National Center for Complementary and Alternative Medicine)

 

Arjiri Nedir?

 

Kollodial gümüşün, uzun süreli kullanımının sonucu, deride, tırnaklarda ve diş etlerinde oluşan mavimsi-gri değişime arjiri adı verilir. Arjiri, beden dokularında gümüş birikiminden oluşur. Bu durum kalıcıdır, dokulara bağlanan gümüş partiküllerini temizleyebilmek için bir tedavi yoktur.

 

İlaç Etkileşimi

 

Gümüş partikülleri, vücutta doğal olarak bulunan bileşikler ile kimyasal tepkimeye açık değildir. Bununla birlikte, kollodial gümüş ile belli ilaçların da dahil olduğu başka yabancı kimyasallar arasında oluşmuş reaksiyonlar rapor edilmiştir. Oral yolla alındığında gümüş, tetrasiklin, quinolon ve penicilamin ile etkileşime girebilir. Eğer tiroksin, tetrasiklin, kinolon ya da penasilamin kullanıyorsanız, ilaçlar ile etkileşime gireceğinden kolodial gümüş kullanmamalısınız.

 

Başka Riskler Var mı?

 

Bir araştırma projesinde, 500 mg-1.9 gr. gümüş bağlı protein enjeksiyonundan, dozaj ve enjeksiyon sıklığına bağlı olarak, kullanılan köpekler ölmüştür. Bu miktar, 75 kg. ağırlığında bir yetişine, 150-570 lt. ye 10 ppm kolodial gümüş, ya da 75 ve 285 lt.ye 20 ppm kolodial gümüş, ya da 50-190 lt.ye 30 ppm kolodial gümüş  vermek ile eşit değerlerdi. Goodman ve Gilman, insanlar için yaklaşık öldürücü dozun, 1000 lt. ye, 10 ppm. kolodial gümüş içerik olabileceğini söylemiştir.

 

“Paul Karason Olayı”

 

Eğer internette Kollodial gümüş ile ilgili bir araştırma yaparsanız, er ya da geç “Mavi Adam”; Paul Karason ile karşılaşırsınız. İddiaya göre, Paul Karason günlük olarak yüksek miktarda kollodial gümüş kullanıyordu. Bir noktada içine, konsantrasyonu arttırmak için soda ya da tuz eklemişti ve kollodiyal gümüş yüzünden bu halde gelmişti, Hastalığının sebebi, cildi mavi-gri bir renge dönüştüren arjiri adlı hastalıktı. Ancak kollodial gümüş savunucularına göre bu olayı gündeme getirenlerin sözünü etmedikleri şey, Paul Karason’un, kendi kendine kollodiyal gümüş versiyonunu üretmiş olduğuydu; kendi el yapımı kollodiyal gümüşe, üretim zamanını kısaltmak için distile suya katalizör olarak tuz ekleyerek kendi kendini bu duruma getirmişti. Tuz ya da başka bir katkının, “elektroliz” sürecinde eklenmesi gerektiği gerçeğinin farkında değildi. Tuz eklemek, gümüş solüsyon üretme süresini kısaltabilir, ancak, istemeden de olsa, gümüş klorid adı verilen tümüyle farklı bir bileşik ortaya çıkmıştı.

Yukarıda yeralan metin haber ve bilgi amaçlı hazırlanmış olup, hekimin uygulayacağı teşhis ve tedavisinin yerine geçmez. Herhangi bir tedavi sürecine başlamadan önce mutlaka sağlık uzmanının görüş ve onayı alınmalıdır.

Erken teşhisin hayat kurtardığı kanserle ilgili yapılan araştırmalar, toplumun büyük bir çoğunluğunun bu öldürücü hastalığın erken uyarılarından habersiz olduğunu ortaya koyuyor.

Kanserin 10 belirtisi şöyle:

“1 – Açıklanamayan kilo kaybı. Birçok insan diet yapmadan kilo verdiği için mutlu olur ancak açıklanamayan kilo kaybı (yaklaşık 5 kilo) veya ani iştah kaybı kanserin en yaygın belirtilerinin başında geliyor. Bu belirti özellikle pankreas, mide, gırtlak veya akciğer kanserinde görülüyor.

2 – İnatçı düşük ateş. Bu özellikle lösemi, hodgkin lenfoma ve hodgkin olmayan lenfoma kanserlerinin ilk belirtileri arasında yer alıyor. Düşük ateş 37.6 ile 38.2 dereceleri arasını ifade ediyor. İnatçı düşük ateş ayrıca çok çeşitli enfeksiyonlardan da kaynaklanabiliyor.

3 – Artan yorgunluk. Daha önce hiç ihtiyaç hissetmezken, günde 3-4 saat kestirmeden duramıyorsanız, bu önemli bir kanser belirtisi olabilir. Özellikle kan basıncının düşmesine yol açan tüm kanser türleri ve löseminin belirtisidir. Yorgunluk ayrıca; kansızlık, uyku düzensizliği, kalp problemleri ve şeker, fibromyalji ve iltihaplı eklem hastalıklarından da kaynaklanıyor olabilir.

4 – Ciltte iyileşmeyen yaralar veya deride değişiklik. Deride oluşan asimetrik lekeler, lekelerin sıradışı renklerde oluşması veya lekelerin ortalama bir silgiden daha büyük bir alanı kaplaması, deri kanserinin en öldürücü şekli olan melanomanın belirtisidir.

5 – Yutkunma problemi ve kronik ses kısıklığı. Bunlar dudaklarda iyileşmeyen yaralar, sıradışı kanamalar, ağızda ağrı ve uyuşma, kronik gırtlak iltihabı, ağız kanserinin belirtileri olabilir.

6 – Ağız içinde oluşan pamukçuk benzeri yaralar. Bunlar tıp dilinde lökoplazi olarak adlandırılır. Bu beyaz lekeler yanağın iç tarafında, dilin alt veya yan kısımlarında oluşur. Bu lekeler pamukçuğun giderilmesinde uygulanan yöntemlerle ağızdan kaybolmaz.

7 – İdrarda kan görülmesi. Bu belirtinin genelde hastalar tarafından ciddiye alınmadığını belirten doktorlar, daha önce hiç görülmemiş bile olsa bunun hasta tarafından idrar yolu enfeksiyonuyla ilgili bir problem sanıldığını belirtiyor. Bu ihtimalle birlikte kanama, mesane kanserinin de belirtisi olabilir ve bir ürolog tarafından kontrol edilmesi gerekir. Mesane kanseri çoğu zaman artık tedavi edilemeyecek safhaya gelinceye kadar farkedilemez. Bunun nedeni de hastaların doktora gitmek için çok beklemelidir. Benzer şekilde dışkıda kan görülmesi de kolon kanserinin önemli belirtilerinden biridir. Ancak dışkıda kan görülmesinin farklı sebepleri de bulunmaktadır.

8 – Açıklanamayan ağrı. Bu, testis kanseri veya kemik kanserinin erken semptomlarından biri olabilir. Tedaviye rağmen iyileşmeyen baş ağrısı, beyin tümörünün habercisi olabilir. Sırt ağrısı, kolon veya yumurtalık kanserini işaret edebilir. Doktorlar, sebebi bilinmeyen ağrıların en yaygın kanser belirtilerinden biri olduğunu belirterek, bu durumda hastaneye başvurulması gerektiğini belirtiyor.

9 – Vücutta şişkinliklerin oluşması veya derinin sertleşmesi. Göğüs ve testis dahil çok çeşitli kanser türlerinin belirtisidir. Bunlar kanserin erken belirtisi olduğu gibi, kanserin son safhasına da işaret ediyor olabilir. 

10 – Sürekli olan, sebebi açıklanamayan veya sıkıntı veren belirtiler. Doktorlar, “Vücudunuzda yolunda gitmeyen bir şey varsa ve uzun süre devam ediyorsa, bunun normal bir durum olmadığını bilin. Vücudunuzun sesini dinleyin. Erken teşhis sayesinde hayatınız kurtulabilir” tavsiyesinde bulunuyor”.

 

Etiketler; Kolloidal gümüş, kolloidal gümüş suyu, gümüş suyu, colloidal, silver water, silver water, antibacterial colloidal, kolloidal antibakterial,nanokar, kolloidal gümüş suyu çeşitleri, kaliteli gümüş suları

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın